Şehrin Kurulumu

OSMANİYE'NİN TARİHİ ESERLERİNİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ..!!

Şehrin Kurulumu

Türkler Çukurovaya ilk kez VIII. yüzyılda Abbasi orduları ile geldiler. Daha sonra Bizans bu toprakları Müslümanlardan geri aldı. 1071 Malazgirt meydan muhaberesinden sonra Selçuklu Türkmenleri bölgeye girdiler. 1082-83 yıllarında Tarsus,Adana,Misis,Anavarza 1084 yılında Antakya, Süleyman Şah komutasındaki Selçuklu Türklerinin eline geçti. Böylece Çukurova 150 yıllık Bizans hakimiyetinden sonra Müslüman Türklerin yurdu oldu.

1096 yılında başlayan Haçlı seferleri Doğudan  gelerek bölgeye yerleşmeye başlayan Ermenilerin eline büyük bir fırsat verdi. Elazıg,Maraş,Adana gibi şehirlerde toplanmaya başlayan Ermeniler Çukurova'yı ele geçirdiler. Antakya ve Urfa taraflarında Haçlılar tarafından kurulan devletciklerle işbirligi yaptılar. 1198'de II.Leon Kral  Ünvanını aldı. Bu küçük devletcik Anadolu Selçuklularına, Ilhanlılar'a vergi vererek XIV. yüzyıla kadar  ayakta kalabildi.

1256 Moğol saldırısı Anadolu'da pek çok yaralar açtı.  Ancak Moğolların önünden kaçan Türk nüfusun Anadolu'ya gelerek Anadoludaki Türk nüfus oranını artırması gibi faydalı bir olaya da sebep oldu. İşte Çukurovayı  ebedi Türk yurdu yapan da bu 40.000 cadırlık Türkmenler oldu. Memluk sultanı  Baybars bunları Antakya ile Gazze arasında bulunan topraklara yerleştirdi. Bu Türkmenlerden de yararlanan Baybars 1266,1273,1275 yıllarında Çukurova'ya da  büyük akınlar düzenledi. Türkmen nüfus Çukurova'yı doldurmaya basladı. Gayrimüslim nüfus Adana,Tarsus,Sis (Kozan) gibi şehir merkezlerinde yaşayabildi. Memlukların Halep valisi Emir Beydemir Türkmenlerin'de desteğiyle 1360 yılında  Adana ve Tarsus'u Ermenilerden aldı. 1374-1375'de Misis ve Anavarza ve son  kaleleri olan Sis(Kozan) alınarak Çukurova'daki Ermeni istilasına son verildi.


Çukurovaya gelen Türkmenler Oğuzların Boz-ok ve Üç-ok koluna mensuptu. Boz-ok koluna mensup olanlar coğunlukla Maraş ve Kadirli çevresinde yaşıyorlardı. Üç ok koluna mensup olanlar ise Adana ve Payas civarında etkin idiler. Osmaniye ve çevresi ise Göç Eri oğlu Hamza Bey isimli bir beyin yönetiminde bulunuyordu. Adana yöresindeki Türkmenlerin başında Ramazanogulları Sülalesi bulunuyor ve Mısır Memlüklerine bağlı olarak yaşıyorlardı. Osmanlılar 1488 yılında Hadım Ali Paşa komutasında bir ordu ile Adana ve Tarsus'u ele geçirdiler. Ancak bu Hakimiyet uzun sürmedi ve bölgeden çekilmek zorunda kaldılar.

1516 yılında Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Ramazanoğlu Mahmut Bey Osmanlı Hakimiyetini kabul ederek Adanayı savaşsız olarak teslim etti. Buna karşılık Adana'nın yönetimi 1608 yılına kadar bu sülalenin beylerine bırakıldı.

   Milli Mücadele

Birinci Dünya Savasi'nin sonunda maglup olan Osmanli Imparatorlugunun neticede 30 Ekim 1918 tarihinde Mondoros mütarekesi'ni imzalamama durumuna gelmesi ile Itilaf Devletleri'ne bu büyük Imparatorlugu ortadan kaldirma, yani Sark Meselesi'ni tamamen kendi istedikleri sekilde halletme firsatini vermistir.
Diger taraftan , Yildirim Ordulari Grubu komutani Mustafa Kemal'in bütün cabalarina ragmen, Cukurova'da Ingiliz-Fransiz ortak harekati 1918 yilinin Aralik ayinda baslayarak, 25 Aralik günü Osmaniye ve 27 Aralik günü de Pozanti'nin isgal edilmesiyle tamamlanmisti. Bir müddet sonra yani 15 Eylül 1919 tarihinde, gerceklesen "Suriye Itilafnamesi" ile bölge tam bir Fransiz isgaline dönüsmüstü. Bölge halkinin bu isgale basindan beri karsi koymasi, bu yöredeki Milli Mukavemetin temelini olusturmustur. Ayrica bölge halkini harekete gecirecek baska sebeplerde mevcuttu. Bunlarin biriside Fransizlarin silahlandirip himaye ettigi Ermeniler yüzünden; Türklerde can, mal ve namus emniyeti diye bir sey kalmamisti.
Iste bu durum karsisinda halk, devletten bekledigini bulamamis ve nefs-i müdafaa durumuna gecerek bölgede "Cete Harbi" ni baslatmisti. Önce ferdi, sonra kitle hareketine dönüsen bu mücadele, Güneyde Milli Mukavemeti ortaya cikarmisti. Böylelikle bütün Cukurova'da baslayan Milli Direnisler, Osmaniye mintikasinda da kendisini göstermisti. Bu Milli direnislerin sonucunda Osmaniye'de Kovanbasi ve Kanli Gecit Savaslari adiyla önemli muharebeler ceryan etmistir. Iste bu savaslari, tarihi gelisim itibariyle söyle aciklayabiliriz:


Kovanbasi Savasi

Bu savas Osmaniye bölge komutanligi emrindeki birliklerle yapildi. Türk kitalari, Osmaniye bölgesinde su sekilde tertiplendiler. Osmaniye civarinda bulunan bütün Milli kuvvetler bir araya toplanarak savas vaziyeti aldilar. Ayrica Ceyhan'da bulunan Milli kuvvetler'de herhangi bir duruma karsi hazir vaziyete geldiler.
Fransizlar ise 5 Ekim 1920'den itibaren Iskenderun'dan karaya yeni kuvvetler cikararak, mevcut kuvvetlerini takviye etmeye baslamislardi. Böylece Fransizlar buraya yaklasik olarak bir tümene yakin kuvvet topladiktan sonra, 10 Ekim 1920 sabahi düzenli bir sekilde taarruza baslamislardi. Buradaki bütün Fransiz topculari bir anda, Türk kuvvetlerine atese baslamislar ve topcu atesinin destegi altinda piyadelerinide ileri sürmüslerdi. Fransiz piyadesinin bu ilerleyisine Türk piyadeleri siddetli bir atesle karsilik verince Fransizlar bu atese dayanamayip geri cekilmek zorunda kalmislardi.
Burada basarisiz olan Fransizlar, bu defa kuvvetlerini Haruniye'de bulunan Milli Kuvvetlerin bulundugu, Kovanbasi sirtina yönlendirerek, 300-400 metreye kadar yaklasmislar ve Milli Kuvvetlerin siddetli atesiyle karsilasmislardi. Buna ragmen, taarruzlarina büyük bir hiz veren Fransizlar, bu saldirilarindan'da bir sonuc alamamislardir. Fakat Haruniye kuvvetleri cok sikismis ve bunun üzerine 26.Alay tarafindan takviye edilen Milli Kuvvetler, ögleden sonra birliklerimize 20-30 metre kadar yaklasan Fransiz kuvvetlerine karsi taarruza gecerek, geri püskütmüslerdi.

Türk kuvvetlerinin bulunan savas malzemesinin yetersiz oldugunu farkeden Fransizlar, tekrar bir karsi taarruza gecmislerdi. Bu taarruza ellerinde az sayida bulunan makinali tüfeklerle karsi koyan Milli Kuvvetler, düsmanin tarruzunu kirmislar ve ayrica cephe gerisinde bulunan toplar'da kuvvetli bir sekilde atese baslayinca, Fransizlar büyük kayiplar vermislerdi. Bundan sonra'da yedekte bekleyen Ceyhan'daki Milli Kuvvetlere de taarruz emri verlilince Fransizlar daha fazla dayanamayip Ceyhan'in kuzeyine cekilmek mecburiyetinde kalmislardi.

Kovanbasi adiyla anilan bu savas, Türk kuvvetlerinin 10 Ekim 1920 günü tam sekiz saat kahramanca savunmalari ve karsi taaruzlariyla basariya ulasmistir. Bu savasta agir kayiplar veren Fransizlar ölü ve yaralilarini beraberinde götürmüslerdi.


Kanli Gecit Savaslari

Kovanbasi savasinda yenilen Fransizlar, 1 Kasim 1920 tarihinde Toprakkale'de topladiklari kuvvetlerle iki koldan Osmaniye cephesine tarruza baslamislardi. Öte Yandan Osmaniye ovasinda ve kasaba icerisinde bulunan milli müfrezeler dagilmis olduklarindan, Fransiz kuvvetlerinin büyük bir kismi hicbir direnise ugramadan sabah saat 10:00'da Mamure istasyonuna varmisti. Cana istikametinde ilerleyen Fransiz kuvvetleri, ögleye dogru Kanli Gecit-Mamure hattina varmislardi. Bu genis capli saldiri karsisinda Osmaniye'deki Türk kuvvetleri toparlanarak , Osmaniye - Yarpuz yoluyla Yarpuz'a cekilebilmisti. Ceyhan kuvvetleride, Ceyhan nehrinin kuzey kiyisina cekilmisler ve bir kismi da Kozan ve Kadirli'ye dogru harekete gecmislerdi.

Fransiz kuvvetleri, Ceyhan nehrinin kuzeyinde ve doğusunda bulunan Türk kuvvetlerine karşı taaruza başlayarak, birliklerimizi ateş altına almışlardı. Bu ateş altında nehrin doğusunda kuvvet nakletmeye çalışan Fransızlar, burada çok zait vermişler ve bundan sonrada Türk kuvvetleri, Fransız Kuvvetlerini geri püskürtmüşlerdi.
2 Kasım 1920 gününde ise , ciddi bir çatışma olmamıştı, ama Fransızlar kuvvetlerini Kanlı geçit-Mamure hattında toplamaya devam etmişlerdi. Bu durum karşısında, buradaki Türk birlikleri süratli bir şekilde Kanlı Geçit mıntıkasında toplanmaya başlamışlar ve bunlar arasında bulunan Aydınoğlu Tufan Bey komutasında 500 kişilik Kadirli Müzrefesi de, Haruniye'ye gelmişti.

Kanlı Geçit'te biriken bu kuvvetler, kısa bir süre bekleme dönemine girmişlerdi. Ancak 8 Kasım 1920 sabahı Fransızlar, Türk kuvvetleri üzerine ateşe başlamışlar, ve ayrıca bu ateşle beraber, Fransız uçakları da harekete geçmişlerdi. Bu taaruzla Fransizlar, Türk kuvvetlerinin ileri mevzilerini isgal etmislerse de , bu mevziler aksama dogru Türkler tarafindan geri alinmisti. fransizlar bu saldirida ancak bir tepe isgal etmis olup, geceyi bu tepede gecirmislerdi.

9 Kasim 1920 sabahı Kabaktape'de bulunan Milli Kuvvetlere karşı geniş ve şiddetli taarruza başlayan Fransızlar, akşama kadar bu taarruzlarına, başarılı bir şekilde devam etmişlerdi. Bunun sonunda da Fransızlar saat 12:00'de Kabaktepe'yi ele geçirmişlerdi. Bu Genel saldırıda Gouraud'un tümeni, bu taarruzla Kanlı Geçiti zabtetmis ve Hasanbeyli üzerinden İslahiye'ye inmiş, böylelikle Meydan-i Ekbez'e ve oradan Katma-Kilis yoluyla Antep civarına gelmişti. Böylece Milli Kuvvetler, sayıca oldukca fazla ve çağın en modern silahlarıyla donatılmış olan bir Fransız tümenine karşı Kanlı Geçit ve Kabaktepede hiçbir bozguna uğramadan ve düşmana fazla zayiat verdirerek çıkmışlardı. Görüldüğü gibi, son 10 gündür Fransızlar, Antep'e ulaşabilmek amacıyla Osmaniyedeki Milli Kuvvetleri zaman zaman zor durumlara sokmuşlardı.

Nitekim 1921 yılına girildiği günlerde, Kuva-i Milliye'nin Çukurova'daki Kahramanca direnişleri Fransa'nın buradaki bütün ümitlerini bitirmişti. Bunun sebeplerini şöyle özetleyebilirsiniz: Fransızlar, verimli Çukurova topraklarından faydalanma ve Güney Anadoludaki madenleri işletme imkanını bulamamışlardı. Ayrıca Türkler, Fransız yönetimini istemediklerini kesinlikle belli etmişler ve yaptıkları çete savaşlarıyla'da Fransızları zor durumda bırakmışlardı. Bir başka husus ise, Çukurovadaki Fransız askerlerini beslemek, Fransa bütçesine ağır yükler getirmişti. Böylece Fransızların, Çukurovada kalması kendilerine pahalıya mal oluyordu.

Bütün bunları göz önünde bulunduran Fransa, 20 Ekim 1921'de Tükiye ile Ankara anlaşmasını imzalayarak bölgeyi terk etmiştir. Bu anlaşmaya göre, 5 Ocak 1922'de Adanadan ve 7 Ocak 1922'de Osmaniyeden çekilerek geldikleri gibi gitmişlerdi.